|
Hadîslerde zikri
geçen 99 isim
şunlardır:
Allah,
er-Rahmân,
er-Rahîm,
el-Melik,
el-Kuddûs,
es-Selâm,
el-Mü'min,
el-Müheymin,
el-Azîz,
el-Cebbâr,
el-Mütekebbir,
el-Hâlık,
el-Bâri',
el-Musavvir,
el-Gaffâr,
el-Kahhâr,
el-Vehhâb,
er-Rezzâk,
el-Fettâh,
el-Alîm,
el-Kâbıd,
el-Bâsıt,
el-Hâfıd,
er-Râfi,
el-Muiz,
el-Müzill,
es-Semi', el-Basîr,
el-Hakem,
el-Adl,
el-Lâtîf,
el-Habîr,
el-Halîm,
el-Azîm,
el-Gafûr,
eş-Şekûr,
el-Aliyy,
el-Kebîr,
el-Hafîz,
el-Mukît,
el-Hasîb,
el-Celîl,
el-Kerîm,
er-Rakîb,
el-Mücîb,
el-Vâsi',
el-Hakîm,
el-Vedûd,
el-Mecîd,
el-Bâis,
eş-Şehîd,
el-Hakk,
el-Vekîl,
el-Kaviyy,
el-Metîn,
el-Veliyy,
el-Hamîd,
el-Muhsî,
el-Mübdî,
el-Muîd,
el-Muhyî,
el-Mümît,
el-Hayy,
el-Kayyûm,
el-Vâcid,
el-Mâcid,
el-Vâhid,
es-Samed,
el-Kâdir,
el-Muktedir,
el-Mukaddim,
el-Muahhir,
el-Evvel,
el-Âhir,
ez-Zâhir,
el-Bâtın,
el-Vâli,
el-Müteâlî,
el-Berr,
et-Tevvâb,
el-Müntakim,
el-Afüvv,
er-Raûf,
Mâlikü'l-Mülk,
Zü'l-Celâli
ve'l-İkrâm,
el-Muksit,
el-Câmi',
el-Ganiyy,
el-Muğni,
el-Mâni',
ed-Dârr,
en-Nâfi',
en-Nûr, el-Hâdi,
el-Bedî',
el-Bâkî,
el-Vâris,
er-Reşîd,
es-Sabûr.

|
ALLAH
Bu ism-i
şerif,
Cenâb-ı
Hakk'ın
has
ismidir.
Bu
itibarla
diğer
isimlerin
ifade
ettiği
bütün
güzel
vasıfları
ve İlâhî
sıfatları
içine
alır.
Diğer
isimler
ise,
yalnız
kendi
mânalarına
delâlet
ederler.
Bu
bakımdan
Allah
isminin
yerini
hiçbir
isim
tutamaz.
Bu isim,
Allah'tan
başkasına
ne
hakikaten
ve ne de
mecazen
verilemez.
Diğer
isimlerin
ise,
Allah'tan
başkasına
isim
olarak
verilmesinde
bir
mahzur
yoktur.
İnsanlara
Kadir,
Celâl
ismini
vermek
gibi.
Yalnız
bu
isimlerin
başına,
insanlara
izafe
edildiklerinde,
"kul"
mânâsına
gelen
"abd"
kelimesinin
ilâvesi
güzeldir.
Abdülkadir
ismi
gibi... |
|
|
er-RAHMÂN
Ezel'de
bütün
yaradılmışlar
hakkında
hayır ve
rahmet
irade
buyuran;
Sevdiğini,
sevmediğini
ayırdetmiyerek
bütün
mahlûkatını
sayısız
nimetlere
garkeden...
Hayatları
için
lüzumlu
olan
bütün
rızıkları
veren... |
|
|
er-RAHÎM
Pek
ziyade
merhamet
edici;
Verdiği
nimetleri
iyi
kullananları
daha
büyük ve
ebedî
nimetler
vermek
suretiyle
mükâfatlandırıcı...
Rahmân
ism-i
şerîfinden
Allah
Teâlâ'nın
ezelde
bütün
mahlûkatı
için
hayır ve
rahmet
irade
buyurduğu
anlaşılır.
Rahîm
ism-i
şerîfi
ise,
mahlûkatı
arasında
irade
sahipleri,
hususan
mü'minler
için
rahmet-i
İlâhiyyenin
tecellisini
ifade
eder. |
|
|
el-MELİK
Bütün
mahlûkatın
hakikî
sâhibi
ve
mutlak
hükümdârı...
Allah'ın,
ne
zâtında
ve ne de
sıfatında
hiçbir
varlığa
ihtiyacı
yoktur.
Bilâkis
herşey
zâtında,
sıfâtında,
varlığında
ve
varlığının
devamında
O'na
muhtaçtır.
Bütün
kâinatın
hakikî
sâhibi,
mutlak
hükümdârıdır. |
|
|
el-KUDDÛS
Hatâdan,
gafletten,
aczden
ve her
türlü
eksiklikten
çok uzak
ve pek
temiz...
Allah,
hissin
idrâk
ettiği,
hayâlin
tasavvur
ettiği,
vehmin
tahayyül
ettiği,
fikrin
tasarladığı
her
vasıftan
münezzeh
ve
müberradır.
O
hatâdan,
gafletten,
acizden
ve her
türlü
eksiklikten
çok uzak
ve pek
temiz
olandır.
Bu
bakımdan
her
türlü
takdîse
lâyıktır.
İnsan
su'-i
ihtiyârı
karışmadığı
müddetçe
kâinatta
fıtrî
olarak
bulunan
umumî
temizlik
hakikatı
da,
Cenâb-ı
Hakk'ın
KUDDÛS
isminin
tecellîsidir. |
|
es-SELÂM
Her
çeşit
ârıza ve
hâdiselerden
sâlim
kalan;
Her
türlü
tehlikelerden
kullarını
selâmete
çıkaran;
Cennet'teki
bahtiyar
kullarına
selâm
eden...
Bu ism-i
şerif,
Kuddûs
ismi ile
yakın
bir mânâ
ifade
etmekte
ise de
Selâm
ismi,
daha
ziyade
istikbale
aittir.
Yani,
Cenâb-ı
Hakk'ın
gerek
zâtı,
gerek
sıfatı
ileride
en ufak
bir
tegayyüre,
bir
değişikliğe,
bir
za'fa
uğramaktan
münezzehtir.
O,
ezelde
nasılsa
ebedde
de
öyledir. |
|
el-MÜ'MİN
Gönüllerde
îman
ışığı
yakan,
uyandıran;
Kendine
sığınanlara
aman
verip
onları
koruyan,
rahatlandıran...
Allah
Teâlâ,
kalblere
îman ve
hidâyet
bağışlayarak
oralardan
şübhe ve
tereddüdleri
kaldırmıştır.
Kendine
sığınanlara
aman
verip
korumuş,
emniyetle
rahatlandırmıştır. |
|
el-MÜHEYMİN
Gözetici
ve
koruyucu...
Allah,
yarattığı
mahlûkatının
amellerini,
rızıklarını,
ecellerini
bilip
muhafaza
eder.
Bütün
varlığı
görüp
gözeten,
yetiştirip
varacağı
noktaya
ulaştıran
ancak
O'dur.
Hiçbir
zerre,
hiçbir
lâhza,
Onun bu
lûtuf ve
âtıfetinden
boş
değildir. |
|
el-AZÎZ
Mağlûb
edilmesi
mümkün
olmayan
galib.
Bu ism-i
şerîf,
kuvvet
ve
galebe
mânâsına
gelen
İZZET
kökünden
gelir.
Allah
Teâlâ
mutlak
sûrette
kuvvet
ve
galebe
sâhibidir.
İzzet
sıfatı,
Kur'an'da
birçok
yerlerde
azab
âyetleri
bahsinde
gelmiştir.
Fakat bu
ism-i
şerîfin
yine
birçok
defa
Hakîm
ism-i
şerîfi
ile
birleştiği
görülür.
Bunun
mânası:
Allah
Teâlâ'nın
kudreti
galibdir,
fakat
hikmeti
ile
kötülerin
cezasını
te'hir
eder,
kötülük
edip
durmakta
olan
insanları
cezalandırmakta
acele
etmez,
demektir. |
|
el-CEBBÂR
Kırılanları
onaran,
eksikleri
tamamlayan;
Dilediğini
zorla
yaptırmaya
muktedir
olan...
Bu ism-i
şerif
cebir
maddesindendir.
Cebir,
"kırık
kemiği
sarıp
bitiştirmek,
eksiği
bütünlemek"
mânasına
geldiği
gibi,
"icbar
etmek",
yani,
"zorla
iş
gördürmek"
mânasına
da
gelir.
Bu
mânaya
göre
Allah
Teâlâ
Cebbâr'dır.
Yani,
kırılanları
onarır,
eksikleri
tamamlar,
her
türlü
perişanlıkları
düzeltir,
yoluna
kor.
Cebbâr'ın
ikinci
mânasına
göre de;
Allah
Teâlâ
kâinatın
her
noktasında
ve her
şey
üzerinde
dilediğini
yaptırmağa
muktedirdir.
Hüküm ve
iradesine
karşı
gelinmek
ihtimali
yoktur. |
|
el-MÜTEKEBBİR
Her
şeyde ve
her
hâdisede
büyüklüğünü
gösteren...
Büyüklük
ve
ululuk,
ancak
Allah'a
mahsustur,
varlığı
ile
yokluğu
Allah'ın
bir tek
emrine
ve
iradesine
bağlı
bulunan
kâinattan
hiçbir
mevcut,
bu
sıfatı
takınamaz. |
|
el-HÂLIK
Herşey'in
varlığını
ve
varlığı
boyunca
görüp
geçireceği
halleri
hâdiseleri
tayin ve
tesbit
eden ve
ona göre
yaratan,
yoktan
vâr
eden...
Bu ism-i
şerîfin
mânasında
iki
husus
vardır:
1. Bir
şey'in
nasıl
olacağını
tayin ve
takdir
etmek,
2. O
takdire
uygun
olarak o
şey'i
îcad
etmek. |
|
el-BÂRİ'
Eşyayı
ve her
şey'in
âzâ ve
cihazlarını
birbirine
uygun
bir
halde
yaratan...
Her
şey'in
vücudu
mütenasib,
yani,
âzası,
hayat
cihazları
ve aslî
unsurları
keyfiyet
ve
kemmiyet
bakımından
birbirine
münasib
olarak
yaratıldığı
gibi,
hizmeti
ve
faydası
da umumî
âhenge
uygun
yaratılmıştır. |
|
el-MUSAVVİR
Tasvîr
eden,
herşey'e
bir
şekil ve
hususiyet
veren...
Allah
Teâlâ
herşey'e
bir
sûret,
bir
özellik
vermiştir.
Herşey'in
kendisine
göre
şekli,
dıştan
görünüşü
vardır
ki,
başkalarına
benzemez.
Meselâ:
İnsanlar
arasında
tamamiyle
birbirinin
aynı iki
insan
yoktur.
Bundan
daha
garibi,
parmak
uçlarındaki
çizgilerdir.
Bu
çizgiler,
insanların
sayısı
kadar
değişik
gidiyor
ve
hiçbiri
ötekine
uymuyor.
Şu halde
insanın
hiç
taklit
olunamayacak
imzası,
bastığı
parmak
izidir.
İşte
bunlar,
Allah
Teâlâ'nın
MUSAVVİR
isminin
tecellîleridir. |
|
el-ĞAFFÂR
Mağfireti
pek bol
olan...
Gafr,
örtmek
ve
sıyânet
etmek
(korumak)
mânâsınadır.
Allah
mü'minlerin
günahlarını
örter.
Dilediği
kullarını
da
günahlardan
sıyânet
eder,
korur.
Bu,
onlar
için en
büyük
nimetlerden
biridir. |
|
el-KAHHÂR
Herşey'e,
her
istediğini
yapacak
surette
galib ve
hâkim...
Kahr,
bir
şey'e,
onu hor
ve hakîr
kılacak
veya
mahv ve
helâk
edebilecek
sûrette
galib
olmaktır.
Allah
Teâlâ
Kahhâr'dır,
her
vechile
üstün ve
daima
galibdir.
Kuvvet
ve
kudretiyle
her
şey'i
içinden
ve
dışından
kuşatmıştır.
Hiçbir
şey
O'nun bu
ihâtasından
dışarı
çıkamaz.
Ona
karşı
herşey'in
boynu
büküktür.
Kahrına
yerler,
gökler
dayanamaz.
Kahr ile
nice
azıp
sapmış
ümmetleri
ve
milletleri
mahv ve
perişan
etmiştir. |
|
el-VEHHÂB
Çeşit
çeşit
nimetleri
devamlı
bağışlayıp
duran...
Bu isim,
Vehhâb
kelimesi
hibe
kökünden
gelmektedir.
Hibe,
"herhangi
bir
karşılık
ve
menfaat
gözetmeden
birine
bir malı
bağışlamak"
mânasınadır.
Vehhâb
ise,
"Her
zaman,
her
yerde ve
her
şey'i
çok çok
ve bol
bol
veren ve
karşılık
beklemeyen"
demektir. |
|
er-REZZÂK
Yaratılmışlara,
faydalanacakları
şeyleri
ihsân
eden...
Rızık,
Allah
Teâlâ'nın
bilhassa
yaşayan
mahlûkatına
faydalanmalarını
nasib
ettiği
her
şeydir.
Rızık
yalnız
yenilip
içilecek
şeylerden
ibaret
değildir.
Kendisinden
faydalanılan
herşey'e
rızık
denir.
Maddî
rızık,
her
türlü
yiyecek
ve
içecek,
giyilecek
ve
kullanılacak
eşya,
para,
mücevher,
çoluk-çocuk,
vücudun
çalışma
kudreti,
bilgi,
mal-mülk,
servet
v.s.
gibi
şeylerdir.
Mânevî
rızık
ise,
ruhun ve
kalbin
gıdası
olan
şeylerdir.
Başta
îman
olmak
üzere
insanın
mânevî
hayatına
ait
bütün
duygular
ve o
duyguların
ihtiyacı
olan
şeyler,
hep
mânevî
rızıktır. |
|
el-FETTÂH
Her
türlü
müşkilleri
açan ve
kolaylaştıran...
Fettâh
kelimesi,
feth'den
gelmektedir.
Feth
ise,
"kapalı
olan
şey'i
açmak"
mânasınadır.
Kapalı
bir
şey'i
açmak:
a. Maddî
olur;
bir
kapıyı,
bir
kilidi
açmak
gibi.
b.
Mânevî
olur;
kalbden
tasaları,
kederleri
atıp
gönlü
açmak
gibi.
Bitkilerin
çiçek
açması,
tohum ve
çekirdeklerin
sünbül
vermesi,
rızık ve
rahmet
kapılarının
açılması
hep
Fettâh
ism-i
şerifinin
tecellîsindendir. |
|
el-ALÎM
Her
şey'i
çok iyi
bilen...
Allah,
her
şey'i
tam
mânasıyla
bilir.
Her
şey'in,
içini,
dışını,
inceliğini,
açıklığını,
önünü,
sonunu,
başlangıcını,
bitimini
çok iyi
bilendir
O.
Olmuşları
bildiği
gibi,
olacakları
da aynı
şekilde
bilir.
Onun
için,
olmuş -
olacak,
gizli -
açık söz
konusu
değildir.
Bunlar,
insanlar
hakkında
geçerli
olan
mefhumlardır.
İnsanların
bilmesi
nisbî ve
ârızîdir.
Allah'ın
bilmesi
ise, -
bütün
isim ve
sıfatlarında
olduğu
gibi -
zâtî'dir.
Onun
için
O'nun
bilmesinde
dereceler
bulunmaz. |
|
el-KÂBID
Sıkan,
daraltan... |
|
el-BÂSIT
Açan,
genişleten...
Bütün
varlıklar
Allah
Teâlâ'nın
kudret
kabzasındadır.
İstediği
kulundan,
ihsân
ettiği
servet
ve
sâmânı,
evlâd ve
iyâli,
yahut
hayat
zevkini,
gönül
ferahlığını
alıverir.
O adam
zenginken
fakir
olur,
yahut
evlâd
acısına
boğulur,
yahut iç
sıkıntısına,
ıstırap
ve
huzursuzluk
içine
düşer.
İşte bu
haller,
Kâbıd
isminin
tecellileridir.
Allah,
istediği
kuluna
da
yepyeni
bir
hayat
verir,
neş'e
verir,
rızık
bolluğu
verir,
bu da
Bâsıt
isminin
tecelliyatıdır. |
|
el-HÂFID
Yukarıdan
aşağıya
indiren,
alçaltan...
Allah
Teâlâ,
istediği
kulunu
yukarıdan
aşağı
atıverir.
Şan ve
şeref
sâhibi
iken,
rezîl ve
rüsvây
eder ve
bu
muamelesi
çok
defa,
kendisini
tanımıyan,
emirlerini
dinlemeyen
âsiler,
başkalarını
beğenmiyen
mütekebbirler
ve hak,
hukuk
tanımayan
zâlim
zorbalar
hakkında
tecellî
eder. |
|
er-RÂFİ'
Yukarı
kaldıran,
yükselten...
Allah
Teâlâ,
istediği
kulunu
indirdiği
gibi,
istediği
kulunu
da
yükseltir.
Şan ve
şeref
verir.
Bâzı
gönülleri
îman ve
irfan
ışığı
ile
parlatır,
yüksek
hakikatlardan
haberdâr
eder.
Allah'ın
yükselttiği
insanlar,
çok defa
melek
huylu,
tatlı
dilli,
insanların
ayıplarını,
kusurlarını
örtüp
eksiklerini
tamamlayan;
onlara
malıyla,
bedeniyle,
bilgisiyle,
nasihatiyle
yardım
eden
nâzik,
kibar
insanlardır.
Onlar bu
istikametten
ayrılmadıkça
Allah da
bu
nimeti
kendilerinden
almaz. |
|
el-MU'IZZ
İzzet
veren,
ağırlayan... |
|
el-MÜZİLL
Zillete
düşüren,
hor ve
hakîr
eden...
İzzet ve
zillet,
birbirine
zıd
mânalardır.
İzzet
kelimesinde
"şeref
ve
haysiyet",
Zillet
kelimesinde
ise
"alçaklık"
mânası
vardır.
Bunlar
hep
Allah
Teâlâ'nın,
mahlûkatı
üzerindeki
tasarrufları
cümlesindendir. |
|
es-SEMİ'
İyi
işiten...
Allah
Teâlâ
işitir.
Kalblerimizdeki
sözleri
ve
işitilmek
şânından
olan her
şey'i
işitir.
Mesafeler,
onun
işitmesine
perde
olamaz.
Birini
işitmesi,
ötekilerini
işitmesine
mâni
olmaz.
Her
hâdiseyi
aynı
derece
açık
olarak
işitir. |
|
el-BASÎR
İyi
gören...
Allah
Teâlâ
herkesin
gizli
açık
yaptığını
ve
yapacağını
görüp
durmaktadır.
Karanlıklar
O'nun
görmesine
mâni
olamaz.
Karanlık
gibi,
yakınlık
-
uzaklık,
büyüklük
-
küçüklük
gibi
insanların
görmelerine
engel
olan
şeyler
de O'nun
görmesine
mâni
olmaz. |
|
el-HAKEM
Hükmeden,
hakkı
yerine
getiren...
Allah
Teâlâ
Hâkim'dir,
her
şey'in
hükmünü
O verir
ve
hükmünü
eksiksiz
icra
eder.
Hâkimlerin
hâkimliğine,
hükümdarların
hükümdarlığına
hüküm
veren de
ancak
O'dur.
O'nun
hükmü
olmadan
hiçbir
şey,
hiçbir
hâdise
meydana
gelemediği
gibi,
O'nun
hükmünü
bozacak,
geri
bıraktıracak,
infazına
mâni
olacak
hiçbir
kuvvet,
hiçbir
hükûmet,
hiçbir
makam da
yoktur. |
|
el-ADL
Tam
adâletli...
Adalet,
zulmün
zıddıdır.
Zulüm
kelimesinde;
incitme,
can
yakma
mânası
vardır.
Zulmetmiyerek
herkese
hakkını
vermek
ve her
şey'i
akıl ve
mantığa,
hikmet
ve
maslahata
uygun
olarak
yapmak
da
adalet
demektir.
Allah
Teâlâ
Âdil'dir.
Zâlimleri
sevmez.
Zâlimlerle
düşüp
kalkanları
ve hattâ
sadece
uzaktan
onlara
imrenenleri
ve
sevenleri
de
sevmez. |
|
el-LÂTÎF
En ince
işlerin
bütün
inceliklerini
bilen,
nasıl
yapıldığına
nüfuz
edilemeyen
en ince
şeyleri
yapan;
İnce ve
sezilmez
yollardan
kullarına
çeşitli
faydalar
ulaştıran...
Allah
Teâlâ
Lâtîf'dir.
En ince
şeyleri
bilir.
Çünkü
onları
yaratan
O'dur.
Nasıl
yapıldığı
bilinmiyen,
gizli
olan en
ince
şeyleri
yapar. |
|
el-HABÎR
Her
şey'in
iç
yüzünden,
gizli
taraflarından
haberdar
olan...
En
küçüğünden
en
büyüğüne
kadar
bütün
eşya ve
hâdiselerden
Allah
haberdardır.
Onun
haberi
olmadan
hiçbir
hâdise
cereyan
etmez. |
|
el-HALÎM
Hilm,
suçluların
cezasını
vermeye
gücü
yetip
dururken
bunu
yapmamak,
onlar
hakkında
yumuşak
davranmak
ve
cezalarını
geriye
bırakmaktır.
Suçluyu
cezalandırmağa
iktidarı
olmayana
halîm
denmez.
Halîm,
kudreti
yettiği
halde,
bir
hikmete
binaen
cezalandırmayana
denir.
Allah
Teâlâ
Halîm'dir.
Her
günah
işleyeni
hemen
cezalandırmaz.
Hışım ve
gazabda
acele
etmez,
mühlet
verir.
Bu
mühlet
içinde
yaptıklarına
pişman
olup
tevbe
edenleri
afveder.
Israr
edenler
hakkında,
hüküm
artık
kendisine
kalmıştır. |
|
el-AZÎM
Bütün
büyüklüklerin
sâhibi...
Azamet,
büyüklük
mânasınadır.
Hakikî
büyüklük
Allah'a
mahsustur.
Yerde,
gökte,
bütün
varlık
içinde
mutlak
ve ekmel
büyüklük,
ancak
O'nundur
ve
herşey
O'nun
büyüklüğüne
şâhiddir.
Bu
sıfatta
da
Allah'a
herhangi
bir denk
bulunması
muhaldir. |
|
el-ĞAFÛR
Mağfireti
çok...
Allah
Teâlâ'nın
mağfireti
çoktur.
Bir
kulun
kusuru
ne kadar
büyük ve
çok
olursa
olsun
onları
örter,
meydana
çıkarıp
da
sâhibini
rezîl
etmez.
Kusurları
insanların
gözünden
gizlediği
gibi,
melekût
âlemi
sâkinlerinin
gözünden
de
gizler.
İnsanların
görmediği
bâzı
şeyleri
melekût
âlemi
sâkinleri
görürler.
Gafûr
ism-i
şerîfi,
kusurların
onların
gözünden
de
gizlenmesini
ifade
eder. |
|
eş-ŞEKÛR
Kendi
rızâsı
için
yapılan
iyi
işleri,
daha
ziyadesiyle
karşılayan...
Şükür,
iyiliği,
iyilikle
karşılamak
demektir.
Şükür,
Allah
Teâlâ'ya
karşı
kulun
yapması
gereken
bir
vazifesidir.
Şekûr
ise, az
tâat
karşılığında
çok
büyük
dereceler
veren,
sayılı
günlerde
yapılan
amel
karşılığında
âhiret
âleminde
sonsuz
nimetler
lûtfeden
demektir.
Bu
mânaya
Allah'dan
başka
hakikî
sâhip
yoktur. |
|
el-ALİYY
Her
hususta,
herşeyden
yüce
olan...
Allah
Teâlâ
yücedir,
yüksektir.
Yüksekliğin
hakikî
mânası
şudur:
1.
Allah'tan
daha
üstün
bir
varlık
düşünülmesi
imkânsızdır.
2. Bir
benzeri
veya
ortağı
veya
yardımcısı
yoktur.
3.
Şânına
yaraşmayan
her
şeyden
uzaktır.
4.
Kudrette,
bilgide,
hükümde,
iradede
ve diğer
bütün
kemâl
sıfatlarında
üstündür.
Şu halde
Aliyy,
her şey
kendisinin
dûnunda,
emrinde
ve hükmü
altında
olan Zât
demektir. |
|
el-KEBÎR
Büyüklükte
kendisinden
daha
büyüğü
düşünülemeyen...
Allah
Teâlâ
kibriyâ
sâhibidir.
Kibriyâ,
zâtın
kemâli
demektir.
Her
bakımdan
büyük,
varlığının
kemâline
hudut
yoktur.
Bütün
büyüklükler
O'na
mahsustur. |
|
el-HAFÎZ
Yapılan
işleri
bütün
tafsilâtıyla
tutan,
her
şey'i
belli
vaktine
kadar
âfât ve
belâlardan
saklıyan...
Hıfz,
korumak,
demektir.
Bu
koruma
iki
şekilde
olur.
Birincisi,
varlıkların
devamını
sağlamak,
muhafaza
etmektir.
İkincisi,
birbirlerine
zıd olan
şeylerin,
yekdiğerlerine
saldırmasını
önlemek,
birbirlerinin
şerrinden
onları
korumaktır.
Allah
her
mahlûkuna,
kendine
zararlı
olan
şeyleri
bilecek
bir his
ilham
buyurmuştur.
Bu Hafîz
ism-i
şerîfinin
tecelliyatındandır.
Bir
hayvan
kimyevî
tahlil
raporuna
muhtaç
olmadan
kendine
zararlı
otları
bilir ve
onları
yemez.
Kulların
amellerinin
yazılması,
zâyi
olmaktan
korunması
da Hafîz
isminin
iktizasıdır.
Bu
bakımdan
âhirette
yeniden
dirilme
ve
yaptıklarından
hesaba
çekilme
ile
Hafîz
isminin
yakından
alâkası
vardır. |
|
el-MUKÎT
Her
yaratılmışın
azığını
ve
gıdasını
tayin
eden,
azıkları
beden ve
kalblere
gönderen...
Bu
mânaya
göre
Mukît,
Rezzak
mânasınadır.
Yalnız
Mukît,
Rezzâk'tan
daha
hususîdir.
Rezzak,
azık
olanı da
olmayanı
da içine
alır. |
|
el-HASÎB
Herkesin
hayatı
boyunca
yapıp
ettiklerinin,
bütün
tafsilât
ve
teferruatiyle
hesabını
iyi
bilen;
Her
şey'e ve
herkese
her
ihtiyacı
için
kâfi
gelen...
Allah
Teâlâ,
neticesi
hesapla
bilinecek
ne kadar
miktar
ve
kemmiyet
varsa
hepsinin
neticelerini
hiçbir
ameliyeye
(işleme)
muhtaç
olmadan
doğrudan
doğruya
ve
apaçık
bilir.
Allah
Teâlâ,
herkese
her
ihtiyacı
için
kâfidir.
Bu
kifâyet,
O'nun
varlığının
devam ve
kemâlini
gösterir. |
|
el-CELÎL
Celâdet,
ululuk
ve
heybet
sâhibi,
celâl
sıfatları
ile
muttasıf...
Celâdet
ve
ululuk,
Allah'a
mahsustur.
Onun
zâtı da
büyük,
sıfatları
da
büyüktür.
Fakat bu
büyüklük,
cisimlerdeki
gibi
hacim
veya
yaşlılık
itibarı
ile
değildir.
Zamanla
ölçülmez,
mekânlara
sığmaz. |
|
el-KERÎM
Keremi,
lütuf ve
ihsânı
bol...
Allah
vaad
ettiği
zaman
sözünü
yerine
getirir,
verdiği
zaman
son
derece
bol
verir,
muktedirken
afveder. |
|
er-RAKÎB
Bütün
varlıklar
üzerinde
gözcü,
bütün
işler
murakabesi
altında
bulunan...
Bir
şey'i
koruyan
ve
devamlı
kontrol
altında
bulundurana
rakîb
derler;
bu da
bilgi ve
muhafaza
ile
olur.
Allah
Teâlâ,
bütün
varlıkları
her
lâhza
gözetip
duran
bir
şâhid,
bir
nâzırdır.
Hiçbir
şey'i
kaçırmaz.
Her
birini
görür ve
herkesin
yaptığına
göre
karşılığını
verir. |
|
el-MÜCÎB
Kendine
dua edip
yalvaranların
isteklerini
işitip
cevab
veren,
onları
cevabsız
bırakmayan...
Burada
bir
hususu
iyi
bilmek
gerekir:
Cevab
vermek
ayrıdır,
kabûl
etmek
ayrıdır.
Âyet-i
kerîmede,
Allah
tarafından
her
duaya
cevab
verileceği
va'dedilmiştir.
Fakat
kabûl
edileceği
va'dedilmemiştir.
Zira
kabûl
edip
etmemek
Cenâb-ı
Hakk'ın
hikmetine
bağlıdır.
Hikmeti
iktiza
ederse
istenenin
aynını,
aynı
zamanda
kabûl
eder.
Dilerse
istenenin
daha
iyisini
verir.
Dilerse
o duâyı
âhiret
için
kabûl
eder,
dünyada
neticesi
görülmez.
Dilerse
de kulun
menfaatine
uygun
olmadığı
için hiç
kabûl
etmez. |
|
el-VÂSİ'
Geniş ve
müsaadekâr...
Allah'ın
ilmi,
rahmeti,
kudreti,
afv ve
mağfireti
geniştir
ve her
şey'i
kaplamıştır.
Allah'ın
ilminden
hiçbir
şey
gizlenemez,
ikram ve
ihsanına
bir
nihayet
yoktur. |
|
el-HAKÎM
Bütün
işleri
hikmetli...
Allah
Hakîm'dir.
Faydasız,
boş ve
tesadüfî
bir işi
yoktur.
Her emir
ve
filinin
her
yönüyle
sonsuz
fayda ve
maslahatları
vardır.
Her
yarattığı
mahlûk,
her
yaptığı
iş bütün
kâinat
nizamı
ile
alâkalıdır.
Kâinatın
umumî
nizamı
ile
tenâkuz
teşkil
eden
hiçbir
hâdise,
bir
mahlûk,
bir iş
yoktur. |
|
el-VEDÛD
İyi
kullarını
seven,
onları
rahmet
ve
rızasına
erdiren,
sevilmeye
ve
dostluğu
kazanılmaya
biricik
lâyık
olan...
Vedûd'un
iki
mânası
vardır:
1.
Seven,
2.
Sevilen.
Allah
Teâlâ,
kullarını
çok
sever,
onları
lütuf ve
ihsanına
garkeder.
Sevilmeye
lâyık ve
müstehak
olan da
ancak
O'dur. |
|
el-MECÎD
Zâtı
şerefli,
ef'âli
güzel
olan,
her
türlü
övgüye
lâyık
bulunan...
Bu ism-i
şerîfin
mânasında
iki
mühim
unsur
vardır:
Biri:
Azamet
ve
kudretinden
dolayı
yaklaşılamaz
olmak.
İkincisi:
Yüksek
huylarından,
güzel
işlerinden
dolayı
övülüp
sevilmek... |
|
el-BÂİS
Ölüleri
diriltip
kabirlerinden
kaldıran;
gönüllerde
saklı
olanları
meydana
çıkaran...
Allah
Teâlâ
insanları,
onlar
ölüp
toprak
olduktan
sonra
âhiret
günü
dirilterek
kabirlerinden
kaldıracak
ve
ruhları
ile
cesedleri
birlikte
olarak
hesaplarını
görecek,
sonra da
yine ruh
ve
cesedleri
birlikte
olarak
mükâfat
veya
cezalarını
verecektir. |
|
eş-ŞEHÎD
Her
zamanda
hâdiselerin
dış
yüzünü
bilen ve
her
yerde
hâzır ve
nâzır
olan...
Allah,
mutlak
surette
herşey'i
bilmesi
bakımından
Alîm'dir.
Hâdiselerin
esrarını,
iç
yüzünü
bilmesi
yönünden
Habîr'dir.
Dış
yüzünü
bilmesi
yönünden
de
Şehîd'dir. |
|
el-HAKK
Varlığı
hiç
değişmeden
duran...
Hakk,
varlığı
hakikî
bulunan
zâtın
ismidir.
Yani,
varlığı
daima
sâbittir.
Allah
Teâlâ'nın
zâtı,
yokluğu
kabûl
etmediği
gibi,
herhangi
bir
değişikliği
de kabûl
etmez.
Hakikaten
vâr olan
yalnız
Allah'tır. |
|
el-VEKÎL
Usûlüne
uygun
şekilde,
kendisine
tevdi
edilen
işleri
en güzel
şekilde
neticelendiren...
Kendisine
iş
ısmarlanan
zâta
vekîl
denir.
Allah
Teâlâ en
güzel ve
en
mükemmel
vekîl'dir.
İşlerin
hepsini
tedvîr,
tedbîr
ve idare
eden
O'dur.
Fakat
kendisi
hiçbir
işinde
vekîle
muhtaç
değildir.
Allah
Teâlâ,
kendisine
tevekkül
edenlerin
işlerini
en iyi
neticeye
ulaştırır. |
|
el-KAVİYY
Çok
kuvvetli... |
|
el-METÎN
Çok
sağlam...
Kuvvet,
tam bir
kudrete
delâlet
eder.
Metânet
ise,
kuvvetin
şiddetini
ifade
eder.
Allah'ın
kuvveti
de öteki
sıfat ve
isimleri
gibi
nâ-mütenâhîdir,
tükenmez,
gevşemez,
hudut
içine
sığmaz,
ölçüye
gelmez.
Allah'ın
kudreti
bahsinde
zorluk -
kolaylık
söz
konusu
değildir.
Bir
yaprağı
yaratmakla
kâinatı
yaratmak
birdir.
Allah
Teâlâ
tam bir
kuvvet
sahibi
olmak
bakımından,
Kaviyy,
gücünün
çok
şiddetli
olması
bakımından
Metîn'dir. |
|
el-VELİYY
İyi
kullarına
dost
olan,
yardım
eden...
Allah,
sevdiği
kullarının
dostudur.
Onlara
yardım
eder.
Sıkıntılarını,
darlıklarını
kaldırır,
ferahlık
verir.
İyi
işlere
muvaffak
kılar.
Her
çeşit
karanlıklardan
kurtarır,
nurlara
çıkarır.
Artık
onlara
korku ve
hüzün
yoktur.
Herkesin
korktuğu
zaman,
onlar
korkmazlar. |
|
el-HAMÎD
Ancak
kendisine
hamd ü
senâ
olunan,
bütün
varlığın
diliyle
biricik
övülen,
medhedilen...
Hamd;
ihsan
sâhibi
büyüğü
övmek,
tâzim
fikri ve
teşekkür
kasdiyle medh
ü senâ
etmektir.
Her
mevcûd,
hâl
diliyle
olsun,
kâl
diliyle
olsun,
Allah
Teâlâ'yı
tesbih
ve
takdîs
etmektedir.
Bütün
hamd ü
senâlar
O'na
mahsustur.
Hamd ve
şükürle
kendisine
tâzim ve
ibâdet
olunacak
veliyy-i
nimet
ancak
O'dur. |
|
el-MUHSÎ
Herşey'in
sayısını
bir bir
bilen...
İlmi
herşey'i
ihâta
eden ve
herşey'in
miktarını
bilip
eksiksiz
tastamam
sayabilen
Allah'dır.
Allah
Teâlâ,
herşey'i
olduğu
gibi
görür ve
bilir,
yani,
bütün
mevcûdatı
toptan
bir
yığın
hâlinde
birbirinden
seçilmez
karışık
bir
şekilde
değil;
cinslerini,
nev'ilerini,
sınıflarını,
ferdlerini,
zerrelerini
birer
birer
saymış
gibi
gayet
açık
görür ve
bilir. |
|
el-MÜBDİ'
Mahlûkatı
maddesiz
ve
örneksiz
olarak
ilk
baştan
yaratan...
Mübdi,
bir
mânada
îcad
| |