Hz. Peygamber'in peygamberliğini ilan etmesinden sonra Mekkeli müşrikler, Müslümanlara hayatı yaşanmaz hâle getirdiler, çeşitli işkence ve baskılar uyguladılar. Bu baskılar altında hayatını kaybedenler, Mekke'den hicret etmek zorunda kalanlar oldu.
Hz. Peygamber, engin ufku ve diplomatik öngörüsüyle bazı Müslümanları, Hıristiyan bir kralın yönettiği Habeşistan'a yönlendirdi. İslam tarihinde bu hicret, Habeşistan hicreti olarak bilinir. Belli bir sayıda erkek ve kadın sahabiler Hz. Peygamber'in de işaret ettiği Habeşistan'a göç ettiler.
Bunu duyan Mekkeli putperestler bir ekip hazırlayıp çeşitli hediyelerle Habeş Kralı Necaşi'ye gönderdiler. Zira gelen haberlere göre onların gayesi, hicret eden bu Müslümanları Mekke'ye getirtip öldürmekti. Bu sinsi planı gören Ebu Talip (Peygamberimizin amcası) karşı operasyonla cevap verdi. Necaşi'ye bir mektup yazıp övgülerle dolu satırlara yer verdi. Gayesi hicret eden Müslümanları korumaktı.
KONUŞMASINI İSTEMEDİLER
Mekke'den gelen müşrik heyette Amr bin As, Abdullah bin Rebia ve yandaşları vardı. Hayli kıymetli hediyelerle Necaşi'ye geldiler. Mekke'den gelen heyet, Kral Necaşi'ye etki etmek için etrafındaki kişilere de hediyeler dağıttı. Müşrikler, Necaşi'ye olayı kendi cephelerinden şöyle özetlediler:
"Ey hükümdar! Bizden birtakım aklı ermez gençler çıktı. Bunlar Mekke'yi terk edip senin ülkene sığındılar. Bizim dinimizi terk ettiler. Senin dinine de girmediler. Yeni bir din icat ettiler. Biz Mekkeliler adına sana geldik. Onları bize teslim et. Mekke'ye geri götürelim."
Mekkeliler, Necaşi'nin hicret eden Müslümanlarla konuşmasını istemiyorlardı. Zira bu grup içinde Hz. Ali'nin ağabeyi, etkili bir hitabete sahip olan Hz. Cafer gibi yiğitler de vardı. Necaşi'nin etrafındaki hediyelere boğulmuş olan yardımcıları da Mekkeliler lehine görüş bildirdiler. "Bu kaçakları Mekke'ye iade edelim" dediler.
KRAL NECAŞİ İTİRAZ ETTİ
Necaşi ise şunları söyledi: "Bunca ülke ve coğrafya varken bana sığınan insanları dinlemeden asla teslim etmem. Onlarla konuşacağım." Muhacir Müslümanları, Necaşi'nin huzuruna çıkardılar. Necaşi kendi din adamlarını da çağırdı. Büyük sorgu başlıyordu. Muhacir Müslümanların sayısı -ki ikinci Habeşistan hicreti diye anılır- 83'ü erkek, 18'i kadın toplam 101 kişiydi.
Necaşi, Hz. Cafer'e dönüp şöyle dedi: "Mekkeliler sizi geri vermem için bana heyet gönderdi. Ne dersiniz?" Hz. Cafer, şöyle karşılık verdi: "Ey hükümdar, sorar mısınız bunlara, biz bunların kölesi miyiz ki bizi geri istiyorlar?" Necaşi, müşrik heyetin lideri Amr'a sordu: "Bunlar sizin köleniz mi ki istiyorsunuz onları?" Amr, "Hayır köle değiller. Onlar hür insanlar" dedi. Hz. Cafer sordu: "Sorun ey hükümdar, biz borçlu muyuz ki bizi geri istiyorlar?" Amr cevap verdi: "Hayır hiçbirinin borcu yok." Hz. Cafer sordu: "Biz cinayet mi işledik de bize kısas uygulamak için çağırıyorlar." Amr cevap verdi: "Hayır onlar cinayet işlemediler." Hz. Cafer, "Peki onlar neden bizi istiyorlar? Hangi gerekçeyle?" dedi. Amr cevap verdi: "Bunlar dedelerimizin dininden ayrıldılar. İlahlarımıza hakaret ediyorlar. Gençlerimizi etkilediler. Halkı böldüler."
Necaşi, Hz. Cafer'e döndü: "Siz benim dinime (Hıristiyanlık) girmediniz. Kavminizin dinine de girmediniz. Peki bu sizin dininiz nasıl bir dindir? Bana anlat bakayım.
HZ. CAFER'İN TARİHİ SÖZLERİ
Hz. Cafer şöyle konuştu: "Ey hükümdar! Biz cahil bir kavim idik. Taştan, ağaçtan yapılmış putlara ilah diye tapardık. Ölü hayvanların etlerini yer, kız çocuklarını diri diri gömerdik. Kumar oynar, faizcilik yapardık. Zinayı ve bir kadının birkaç erkekle münasebetindeki iffetsizliğini hoş görürdük. Komşularımızın haklarını tanımazdık. Güçlüler zayıfları ezer; zenginler fakirlerin sırtından kazanırdı. Allah Teala bizlere merhamet etti ve içimizden bir Peygamber gönderdi. O Peygamber, asil bir soydandır. O bizi Allah'ın birliğine çağırdı. O'na ibadet etmeyi öğretti. Dedelerimizin putlarından kurtardı. Bütün ahlaksızlıklardan uzaklaştırdı. Kan dökmeyi, kumar oynamayı, içkiyi, faizi, yalancılığı, yetimlerin mallarına dokunmayı yasakladı. Bize hep iyilikleri talim buyurdu. Doğruluğu, sözünde durmayı, komşu ve akrabaya iyi muamele etmeyi, kadınların şerefini, kız çocuklarının hayatını kurtarmayı emretti. İyi bir insan olmamızı sağladı. Biz de kendisine inandık. Bu sebeple Kureyşlilerin düşmanlığını kazandık. Çeşitli işkencelere uğradık. Fakat işkenceler dayanılmaz hâle gelince, dinimizden de dönmek istemediğimiz için Peygamberimizden izin alarak hükümdarlar arasından sizi tercih ettik. Yurdunuzda zulme uğramayacağımızı umarak himayenize sığındık!.." Cafer'in (RA) söylediklerini sükûnetle dinleyen Necaşi, "Allah tarafından Peygamber'inize gönderilen vahiyden ezberinde bir şey var mı?" diye sordu.
Cafer (RA) "Evet" dedi ve Meryem Suresi'nin ilk ayetlerinden, Hz. Yahya ve Hz. İsa'nın doğumlarıyla alakalı ayetleri tilavet edince Necaşi ve adamları müteessir olup ağladılar. Necaşi, "Allah'a yemin ederim ki bu sözler, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya inen vahiylerin kaynağındandır" dedi ve Kureyş elçilerine döndü: "Ben bu muhacirleri size teslim edemem!"
Elçiler, Necaşi'nin yanından ayrıldıkları zaman, Amr, "Necaşi'ye, bunların İsa bin Meryem'in bir kul olduğuna inandıklarını haber vereceğim ve onların köklerini kazıtacağım" dedi. Ertesi gün, Necaşi'nin huzuruna çıkıp, "Onlar İsa bin Meryem hakkında çok ağır bir söz söylüyorlar! İstersen onlara sor" dedi.
'ÜLKEMDE EMNİYET İÇİNDESİNİZ'
Necaşi, Müslümanları tekrar yanına çağırdı ve onlara, "Meryem oğlu İsa hakkında ne düşünüyorsunuz?" dedi. Hz. Cafer, "Allah Resulü, O'nun hakkında şöyle buyuruyor: İsa, Allah'ın kulu, Resulü, Ruh'u ve her şeyi bırakarak kendini Allah'a adamış olan Meryem'e ilka ettiği Kelimesi'dir" deyince, Necaşi yerden bir çöp alarak şunu söyledi:
"Allah'a yemin ederim ki, sizin söylediğiniz ile Hazreti İsa'nın hakikati arasında, şu (çöp) kadar dahi bir fark yoktur. Bu sözler Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya inen vahiylerle kaynak pınarı gibi bir kaynaktan gelmiştir." Sonra dönüp şunu söyledi: "Ey Kureyşliler! Ben bunları size teslim edemem. Haydi, hediyelerinizi alın ve gidin."
Muhacirlere de "Sizler benim ülkemde tamamen emniyet içindesiniz. Size dil uzatan kimse cezalandırılacaktır. Dağ kadar altın verseler bile ben sizden birine eziyet etmek istemem. Eğer Hazreti Peygamber'in yanında olsaydım, O'nun ayaklarına su döker, kendisine hizmet ederdim" dedi. (İbni Hişâm, I, 356-361; Ahmed, I, 202-203, V, 290-291; Heysemî, VI, 25-27)
***
YOGA YAPMANIN HÜKMÜ NEDİR?
Yoga, Hinduizm ve Budizm'de kişiye birtakım ilahi bilgiler ve yetenekler kazandırarak kişinin arınmasına ve hakikate ulaşmasına aracı olması amacıyla uygulanan bir yöntemdir. Son yıllarda ülkemizde bedensel egzersiz ve psikolojik terapi faaliyetleri görünümünde yaygınlaşan yoga merkezlerinin önemli bir kısmı kendilerini bu dinlerden ayrıştırarak bağımsız yoga uygulayıcısı oldukları söylemiyle faaliyet göstermektedir. Ancak yoganın dini bir yönünün bulunmadığı ve zihinsel arınmayı amaçlayan alıştırmalar olduğu söylemi tam olarak gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü Hint dinlerinde yoga, dini bir uygulama olarak varlığını sürdürmektedir ("Brahmanizm", DİA, VI, 331). Buna göre bir Müslüman'ın, başka bir dinin inanç ve ibadetlerine dayandığını bilerek yoga yapması uygun değildir.
Vefk yapılması ya da yaptırılması caiz midir?
Türkçe'de "uyum" anlamına gelen vefk, bir dörtgen şekil içindeki bölümlere birtakım sayı ve harfler yazılarak meydana getirilen şekil olup, bunu yapanlar vefk aracılığıyla Allah'ın kendilerini koruyacak bir cin görevlendireceğini iddia ederler. İslam dini, tevhid inancına zarar verdiği için falı, tılsımı ve büyüyü kesin olarak yasaklamıştır (el- Fetâvâ'l-Hindiyye, V, 459). Cinlerden ve şeytanlardan yardım isteme anlamına gelen ve manası anlaşılmayan sihir ve tılsımlar insanı şirke kadar götürebilecek işlerdir (Nevevî, el-Mecmû', IX, 66). Zira bu gibi işlerde hep aldatma, kötülük ve zarar söz konusudur (Cassâs, Ahkâmu'l-Kur'an, I, 61).
Kişi, bakımını üstlendiği (evlat edindiği) çocuğa bütün malını bağışlayabilir mi?
İslam dininde hukuki anlamda evlat edinme yoktur (Ahzab, 33/4-5). Ancak bir kimse korunmaya muhtaç çocukları himayesine alıp onlara bakabilir, bu dinimizin teşvik ettiği bir durumdur. Bu çocukların nesepleri belli ise çocuklar babalarına nispet edilir. Bir çocuğu himayesine alan kişi, dilediği takdirde malını himayesine aldığı çocuklar da dâhil olmak üzere dilediği kişilere bağışlayabilir (Mevsılî, elİhtiyâr, II, 533). Ancak bu gibi durumlarda vârisleri mirastan mahrum etmek suretiyle onların husumetine sebep olmaktan kaçınılması tavsiye edilir.