Günün Sözü : Kattat (söz taşıyan) cennete giremeyecektir.(Buhari)
25.01.2013 - Kaynak


İnsanlar uykudadır. Ölünce uyanırlar


Medyada tanınan insanlarımızın vefatı toplumda derin izler bırakabiliyor. İnsanları derin uykudan uyandıracak en etkili uyarıcı ölüm duygusu olsa gerek. Ölümle: Ben nereden geldim, nereye gidiyorum sorularına cevap arayanların önündeki perdeler, daha şeffaf hale gelebiliyor. Ölüm sarsıcıdır. Hepimize yakındır. Kendimizden uzak da saysak başucumuzdadır.
Belki her birimizi günde birkaç kez ziyaret etmektedir. İnsan her saniye bir kaza ile muhatap olamaz mı? Ölüm, ansızın gelir. Müsaade istemez. Yaşbaş dinlemez. İstisna bilmez. Ölüm, iyiler için daha iyiye vardıracak bir ara yoldur. Kötüler için ise kötü bir başlangıçtır; engebeler, dikenli yollardır. Yokuştur.
Mehmet Ali Birand, Prof. Dr. Toktamış Ateş ve Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara'nın vefatları bu anlamda insanımızın üzerinde bin hatibin yapabileceğinden daha derin izler bıraktı. Bu son derece de doğaldır. Çünkü iki gün önce televizyonun ana haber bültenini sunan, siyasetin, günlük olayların içinde yoğrulmuş olan bizden birinin bir anda yokluğa uğramasına şahit oluyorsunuz. Anlamıyorsunuz bile. Her şey bir çırpıda oluyor. Ne oluyor diyorsunuz? Şimdi ne yapıyor diyorsunuz. Bizi duyuyor mu diyorsunuz. Daha binlerce soru aklınıza geliyor. Birkaç gün konuşuyorsunuz ve sonra sanki hiç olmamış gibi yolunuza devam edersiniz. 'Uyarıcı olarak ölüm yeter' diyen Allah'ın Resulü (s.a.v.), ders almak isteyenlere son kez haykırıyor. Sanki o bu hitabıyla başkasının ölümü de sizi uyandırmıyorsa kendi ölümünüzde uyanacaksınız diyor. Uyanacaksınız ama artık çok geç olacak çünkü;
"İnsanlar uykudadırlar. Ölünce uyanırlar (perdeler kalkar)" diyen Hz. Peygamber (s.a.v.) demek istiyor ki, bu uyanmanın hiç faydası olmayacak. Çünkü mezarda uyananlara bu silkiniş hiç fayda sağlamayacak. Dünyadayken nefsini öldür ki, dünyadayken uyan. Bu vesileyle; vefat edenleri Yüce Rabbin geniş rahmetine teslim etmeliyiz. Ve aradan çekilmeliyiz. Zaten başka yapabileceğimiz de yok ki duadan gayri. Mevlam tümünü rahmetine alsın. Onlara ve bize acısın. Bizlere de temiz bir hayat sonunda, temiz bir ölüm nasip etsin.


Peygamberimizi duygulandıran dua
Hz. Ali ( r.a) anlatıyor: Ben ve Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz'in (s.a.v.) yanındaydık.
Abdullah bin Mes'ud (r.a) da namaz kılıyordu.
İbn Mes'ud (r.a) bir ara Kuran okudu.
Efendimiz "bu kimdir" diye sordular. Bizler; İbni Mesud'dur dedik. Hz. Peygamber (s.a.v.) "o ne güzel okuyor. Tıpkı Kuran'ı indiği gibi okuyor" buyurdu. Daha sonra İbni Mesud dua etmeye başladı. Duasında şöyle diyordu!
"Allah'ım. Senden reddedilmeyecek bir iman istiyorum.
Allah'ım! Senden tükenmeyecek bir nimet istiyorum.
Allah'ım! Senden derecelerin en yükseğinde Peygamberinle beraberlik istiyorum.
Allah'ım! Senden ebedilik cennetinde Peygamberinle beraberlik istiyorum."
Hz. Ali diyor ki; Peygamberimiz (s.a.v.) bu duayı duyunca şöyle buyurdu. "Haydi İbni Mesud! Haydi! Haydi iste. Allah verecek." Ben bunu duyunca hemen fırladım. O'na bunu haber verecektim. Müjde verecektim. Ama baktım ki, Hz. Ebu Bekir benden önce ona müjdeyi vermiş.


Hz. Mevlana'yı doğru yere koymak lazım
İslam milletinin -ümmetin- en büyük övünçlerinden birisi de Hz.
Mevlana'dır. Mevlana İslam coğrafyasının en verimli ulemasındandır.
Hz. Mevlana'ya karşı büyük bir sevgimin olduğu belirtmek isterim. Özeldir.
Gayrimüslim dünyaya açılımda Hz. Mevlana elbette bir fırsattır. Tarzı farklıdır.
Dini ilimlerin yanında tasavvufi derinliğin içindedir.
Kuran-ı Kerim'in farkındadır.
Sünneti bilir.
Camideki insan ile sokaktakini, dergâhtaki alim ile avamı bir araya getirecek kabiliyettedir. Sadi-i Şirazi gibi, Maverdi gibi, Ebu Talib'i Mekki gibi farklı bir kaynaktır.
Hayatında Tebrizli Şems bir ufuk açmış ve sonra çekilip gitmiştir.
Şems, Mevlana'yı oluşturacak yolda bir aracıydı, vesileydi. Geldi, görevini yaptı ve çekildi. Bir şeyh ve mürit arasında geçen bu ufuk alışverişini böyle özetlemek lazım.
Ancak son dönemde her şeyin başı ve sonu Hz. Mevlana olunca; doğru yanlış her sözün altına Şems veya Hz. Mevlana adı yazılınca, bu büyük insanların istismarcıların elinde tutsak olduğuna inanmaya başlıyorsunuz.
Mevlana'yı yanlış anlayıştan kurtarmak lazım.
Bazı insanlar ise, İslam'a sokuşturulacak ne kadar bid'at ve hurafe ve dine aykırı söz ve anlayış varsa hepsini Hz.
Mevlana'nın adını kullanarak yapmaya çabalamaktır.
Müthiş bir istismar var. Yazıktır elbette. Bu, Hz. Mevlana gibi büyük bir alime yapılacak en büyük haksızlıktır.
Namazsız, oruçsuz, akidesiz bir din oluşturmak isteyenler bu büyük Allah'ın velisinin adını kullanmaktadır.
Hayır buna hakları yoktur. Mevlana Rabbin kapısında dilenen Rabbani bir alimdir. O, kendini Hz. Peygamber'in (s.a.v.) kapısının bekçisi saymaktadır. "Kuran'ın kölesiyim" demektedir.
Kendisini bunun dışında tanıtandan da nefret etmektedir.
Hz. Mevlana sabahlara kadar gözyaşı içinde namaz kılan bir teheccüt ehlidir. Dondurucu soğukta öylesine ağlardı ki, sabah vakti olunca sakalına damlayan gözyaşları bir tutam buz olurdu. Yoklukta, yokluğun varlığını bulan; daimi bir manevi sekr hali yaşayan iman dergâhının şüphesiz en büyük velilerindendi. "Men bendei Kur'anem eger can darem" diye başlayan sözleri bir iman ve teslimiyet manifestosudur sanki. Yaşadığım müddetçe Kuran'ın kölesiyim.
Seçilmiş insan Hz.
Muhammed'in (s.a.v.) kapısının kölesiyim.
Kim benden bunun dışında söz naklederse ondan da o sözünden de uzağım"
der.
Haykırır. Sanki bu büyük sadık, olacakları görmüş ve Hz. Peygamber'e aidiyetini ve kendisini yanlış tanıtanlardan da uzaklığını ilan etmiştir.
Bu dinin Peygamberi Hz. Muhammed'dir (s.a.v.). Ne Hz. Mevlana ve ne de başkası değil...
Bu dinin kitabı da Kuran-ı Kerim'dir. Mesnevi veya başka bir şey değil. Onun için samimi insanlar Hz.
Mevlana'yı anlatacak ve onun gönüllere aydınlık olacak mesajını ileteceklerse bu hassasiyetleri göz önünde tutmalı.


Kalplerimizi temizleme zamanı geldi
Hz. Ömer (r.a.), bir karı- koca arasında meydana gelen bir problemi çözmek için her iki taraftan birer güvenilir insan bulur ve "problemi çözün" der. Bunlar aileyle bir araya gelirler ama sonuç alamazlar.
Hz. Ömer'e "problemi çözemedik" deyince Hz.
Ömer hiddetlenir ve şöyle der: Kalbinizi düzeltin öyle konuşun.
Karı -kocayı bir araya getirmek ve barıştırmak için uğraşın, aileyi yıkmak için değil. Aileyi yıkmayın. Siz kalbinizi ıslah etmezseniz, Allah da onların arasını ıslah etmez.
Haydi gidin ve yeniden konuşun.
Giderler, yeniden bir araya gelirler ve gerçekten de sonuç alıp dönerler. Karıkoca arasını ıslah etmişlerdi. Bu her konuda böyledir.
Düzgün yürekle bir araya gelebilirsek, düzgün olmayan yürekleri de düzeltebiliriz.


Affetmiyorsunuz ama af diliyorsunuz
Merhamet ve af duygularımız zayıfladı. Birbirimizin iyi değil, kötü taraflarını aklımızda tutuyoruz.
Adam diyelim ki, 100 hastane, 50 okul, 20 cami yapsa, 200 talebeyi okutsa ve ama bir gün bakkaldan elma çalarken yakalansa, adamın hanesine "elma çalan adam" diye not düşeceğiz. Adam mahkemece beraat etti diyelim ve sonra diyelim ki adam öldü. Gazetelerde ve TV kanallarında "elma çalan falanca" öldü sözüne engel olamazsınız. Bu nasıl bir hafızadır anlamak mümkün değil. Kötüyü unutmayan ve ama iyiliği unutan hafıza!
Bütün hayata kirli pencereden bakıyoruz. Mahkeme affetse, Yüce Rabbimiz affetse bile biz bir türlü affetmiyoruz. Bir düşse de, biz de tekme atsak diyoruz. İnsanda bu kin olmamalı. Bu kin, Hz. Adem oğullarına düşman olan şeytana yakışan bir kindir.
Başarıyı kıskanıyoruz. İyi niyet aramıyoruz. Herkesin, her sözünde bit yeniği arıyoruz. Doymuyoruz. Çok doyana da kızıyoruz. Ama diğer yandan da doymayana yemek taşıyoruz.
Elbette Yüce Rabbimiz bu halden razı olmaz ve elbette kulunu gözetir.
Hesabına yazar. Zamanı gelince de defteri açar. Keşke Yüce Allah'ın açacağı defter korkusuyla değil de, vicdan ve insan onuru endişesiyle hareket etseydik. Keşke affeden, keşke merhamet eden, keşke günah ve kusurları örten, keşke düşeni kaldıran, keşke.. keşke.. olsaydık.
Hz. Resul (s.a.v.) ne kadar güzel özetliyor bu halimizi: "Yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin. Merhamet etmezseniz, merhamet göremezsiniz."
Bu manzaraya baktığınızda anlıyorsunuz ki gök, bazı insanlara hiç rahmet bakışıyla bakmayacak.



Paylaş : Facebook'a Paylaş Twitter'a PaylaşMyspace'e PaylaşDelicious'a PaylaşFriend Feed'e PaylaşTechnoratiye PaylaşDigg'de Paylaş




Diğer Yazılarımdan Bazıları
  Dünya Müslümanları özeleştiri yapmalı (08.12.2017)
  Gençleri dışlamayalım (01.12.2017)
  Mevlid Kandili birliğe fırsat olsun (24.11.2017)
  Farkında mısın? (17.11.2017)
  Müslümanlar ne zaman huzura erer? (10.11.2017)
  Fıkıh mezheplerinin çıkışı üzerine (03.11.2017)
Sayfa Başı
11.12.2017 Ezan Vakitleri
İmsak : 06:40   İkindi : 15:22
Güneş : 08:12   Akşam : 17:44
Öğle : 13:05   Yatsı : 19:10
      Duyurular
08.12.2017
Hocamizin bu haftaki gazete de "Dünya Müslümanlari özelestiri yapmali" yazisi çikti. Yazinin tümünü sitemizden veya gazetenin internet sayfasindan oku
Devamı...
01.12.2017
Hocamizin bu haftaki gazete de "Gençleri dislamayalim" yazisi çikti. Yazinin tümünü sitemizden veya gazetenin internet sayfasindan okuyabilirsiniz.
Devamı...
24.11.2017
Hocamizin bu haftaki gazete de "Mevlid Kandili birlige firsat olsun" yazisi çikti. Yazinin tümünü sitemizden veya gazetenin internet sayfasindan okuya
Devamı...
      Ziyaretçi
                   Sayısı
Aktif : 3191
Bugün : 10277
Bu Ay : 1343895
Bu Yil : 28951526
Toplam : 153894355
* 01.01.2011 Tarihi itibari ile
      Dini Sözlük